MÜLAKAT USTALIK İSTER NASIL DOĞDU

Mülakat konusu aslında çokça çiğnenmiş, üzerinde fazlaca konuşulmuş, yazılmış, çizilmiş tartışılmış bir konu gibi görünse de fark ettim ki Türkiye’de bu konu ile ilgili anlatımların neredeyse hepsi adaylar için. Mülakat yapanlar için de bir şeyler yazılmış elbet, ancak bu yazılanların çoğunun genellikle bir yönetim kitabının belirli bir bölümüne sıkıştırılmış olduğunu, belli başlı konulara değindiğini ve detaylara inmediğini fark ettim. Ve yine fark ettim ki bu anlatımların bir kısmında sadece yazarın tecrübeleri referans alınmış. Verdiğim mülakat eğitimlerinde katılımcılardan gelen “bu konuda hangi kitabı önerirsiniz” sorusuna cevap verirken hep tıkanıyordum. Önerebileceğim kaynaklar daha çok yabancı dildeydi ve çevirisi yoktu. Çevirisi olan birkaç kaynak ise ağırlıklı olarak yazarın kendi ülkesi için geçerli olan iş kanunları ve söylemler çerçevesinde ele alınmıştı, çok da bize hitap etmiyordu. Özetle, katılımcılardan gelen kitap önerisi soruları Türkiye’de bu anlamda beni tatmin eden bir kitabın yayınlanmamış olduğunu fark etmemi sağladı. İşte Mülakat Ustalık İster kitabının yazılma macerası böylece başladı.

Bu kitabı yazarken özel bir ortama ihtiyacım olmadı. Yazmak istediğimde bulunduğum mekan neresi ise, hangi şehirde isem orada yazdım. Eğitim vermek için gittiğim farklı şehirlerde de, tatilde de, evde de yazdım. Anlık aklıma gelenleri kaybetmemek için küçük kağıtlara notlar aldım.

Bir de tabii yazdıklarımın işe yaraması için en başta okunur olması gerekiyordu. Zaten okumayı sevmeyen, okuma alışkanlığının düşük olduğu bir toplumda sıkıcı bir iş kitabı ortaya çıkarmak istemedim. Kitabın eğlenceli küçük hikayeler şeklinde yazılması fikri buradan doğdu.

Mülakat Ustalık İster kitabı ortalama beş yıllık bir zaman diliminde ortaya çıktı. Bu ifade genellikle kitabın beş yıl kesintisiz bir şekilde yazıldığı algısını yarattığı için peşinen açıklamakta fayda var; bu beş yıllık süre aralıksız Mülakat Ustalık İster kitabını yazarak geçmedi. Öyle zamanlar oluyordu ki yazılarımı elimden düşürmüyordum; gece geç vakit, sabah çok erken saat demeden yazıyor ve araştırıyordum, çok yoğun zamanlarımda bile beş on dakikalık fırsatlar yaratıp aklıma gelenleri kaydediyordum. Ve yine öyle zamanlar oluyordu ki haftalarca yazdıklarıma elimi sürmüyordum, sanki böyle bir çalışmam yokmuş gibi. Bir iki ay yanına bile uğramadığım yazılarıma sadece küçük bir ilave yapıp bırakıyordum. Yazmaya ilk başladığımda bu tempo böyle dalgalı devam etse de sonlara doğru, kitap şekillenmeye başladığında özellikle de son bir yılda daha istikrarlı zaman ayırdım.
İnsanın bildiği ve hakim olduğu bir konuda bile yazarken bu denli araştırması gerektiğini yazarken fark ettim. Zaten bildiğimi düşündüğüm bir konuda referans kaynak taraması yaparken o zamana kadar karşılaşmadığım karşı bir görüş keşfetmek oldukça heyecan vericiydi. İşin bu yönü benim öğrenme isteğimi oldukça besledi. İlaveten, bir kitap yazmanın bir o kadar sorumluluk yüklediğini yine yazarken fark ettim. Tüm bunlara, bu kitabı yazmaktan son derece keyif aldığımı da eklemeliyim.